So tell the girls that i’m back in town

İşler mişler, bi yandan yeni şeyler yaratma çabaları derken blog girişlerim hayli azalmış. Yok yok böyle olmayacak dedim sonra. Dur bi bakayım şuralara da belki yazacak birşeyler bulurum. Aslında yaşadığımız coğrafyada malzeme çok. Ne desem, nereden başlasam bilemiyorum da.

Son zamanlarda “Yeni Türkiye” diye bir ibare oluştu ortamda. Ben pek ayak uyduramadığımı hissediyorum “Yeni Türkiye” ye. Ne olacak ne yapacağım bilmiyorum. Kendimi alternatif uğraşlarla bu gündemden uzak tutmaya çalışıyorum. Bu aralar acayip sci-fi kafasındaydım mesela. Bir süredir durmadan Star Trek izledim. Çok da güzel oldu, beni yaşadığım bu ilkel çağdan alıp insanların bir şekilde “nasıl başarılmışsa?” rasyonelleştiği bir döneme sürükledi. Yalnız şöyle bir uyarım olacak; fazla Star Trek izledikten sonra günümüze dönmek hayli zor oluyor. Sokağa çıkıp, yere tükürenleri, çöplerini oraya buraya atanları, hayvanlara kötü davrananları gördüğünüzde adeta kültürel bir travma yaşıyorsunuz. Bu yüzden Star Trek aşılarınızı makul dozlarda yapın 🙂 Başka neler oluyor? Hani ışık hızı diye bir olay vardır. Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Işık_hızı İşte mesela Star Trek: Next Generation zamanında bu ışık hızı olayını bile bitiren Warp Drive olayı var ki… Bu olayla Voyager 1‘in (ki kendisi 1977’ye fırlatıldı) geçtiğimiz sene eylül ayında Güneş Sistemi’nden ayrıldığını düşünürsek, işte bu Warp Drive denilen aletle bu süreyi birkaç saate düşürüyorlar. Alpha centauri’ye gitmek falan… Düşünsenize…

Görüldüğü üzere akıl sağlığım pek de yerinde değil gibi 🙂 Ama olsun yine de reenkarnasyonun varlığına inanıyorum/güveniyorum. Birkaç yüzyıl sonra belki de bu gemilerden birinde “interstellar” seyahatlerde olacağım!

O zaman başlığa itafen dinleyin:

[youtuber youtube=’http://www.youtube.com/watch?v=tDKZpjNsL8Q’]